11 Nisan 2008 Cuma

Hak bir gönül verdi bana..

Bazen bu günlüğüme içim dökmek beni rahatlatıyor (tabi ne kadarını döküyorsam). Bazen de, şu an olduğu gibi, bana anlamsız geliyor!
Bir yanım tefekkürüme katkı burası diyor (tabi ne kadar becerebiliyorsam)!
Diğer yanım, adın Hurşit, kendin söyle kendin işit diye bana gülümsüyor..(Şu fotoğrafı çektiğim zamanlar hayal oldu)
Gerçekte kendimizde, içimizdeki o sinsi ses hep konuşuyor ama onu (nefsi) aradan çıkarmayı birazcık başarır gibi olunca, ruhun sesi duyulmaya başlar..!
Ruh bedende hapis ve çok zaman sıkılır bu hayal dünyasından..Nasıl bahar gelince sabah namazı vakti kuşlar hep birden cıvıl cıvıl zikre başlarlarsa, ruh da hep var olan ama bizim çoğu kez sağır olduğumuz nameleri duyma arzusu ile kavrulur..Sıkıntısı dünya gurbetinde, asli vatana (cennete) olan hasretten kaynaklanır..
Nasıl Davud aleyhisselam o davudi denilen sesini, Yusuf çehresinden, Muhammedi bir- sallalahü aleyhi vessellem- muhabbetle Allah cellenin Kelamıyla kaynaştırdığında, cennet ehli sarhoş olacak ve Rabbi, ertesi cuma tekrar görebilme iştiyakı ile vecd makamında titreyeceklerse; ruhumuz da, bahsettiğimiz, hakikatte hep var olan ve yalnızca nasiplilerine işittirilen Allah renklerini, Allah (cc) seslerini, fısıltısını, temaşasını, vecdini, aşkın şaşkın eden hallerinin cezbesinde gölgelenmeyi kuvvetle meftun gibi, mecnun gibi ister; bunun için acılar, mahpusluklar, çileler içinde kıvranır bedeni terkedesiye dek..
İnsan bu meçhul, kitabında Carrel ne kadar analiz edebildi bilemem. Sofinin Günlüğü'nde felsefe insanı ne derece tarif edebildi, Malthus'tan Freud'e insan, insanı; yani kendisini irdeli durdu. Herkes kendi kafatasındaki oyuğa Allah'ın kondurduğu penceredelerden bir nur bir farla baktı ruhlarına yansıyanlara bakarak, ''insan bu'' dediler.
İnsan, Kur'ani ifadesiyle ''aceleci, nankör ve cahil..'' ama ''meleklerden üstün, ahseni takvim'' ve ''aşağıların da aşağısı'' bir noktada..Ve insan ''halden hale girecek'' olan Allah Tealanın ''halife/vekil'' sıfatına haiz bir ''şey''..Öyle bir şey ki, ''vaktiyle anılan bir şey değilken'' yokluktan, varlık alemine gönderildikten sonra; gah şeytanı, şeytanlıkta şaşkına çeviren; gah melekleri meleklikte hayran bırakan bir ''muamma''..
Bunu ben bile kendi yaşamımda, iniş çıkışlarımda yaşamakta olduğumu gözlemliyorum hani Hz. Yunus Emre kuddise sirruhun bir şiiri vardı (dur bulup buraya ekleyeyim) :

Hak bir gönül verdi bana/ Ha demeden hayrân olur/ Bir dem gelir şâdân olur/ Bir dem gelir giryân olur /Bir dem sanasın kış gibi / Şol zemheri olmuş gibi / Bir dem beşâretden doğar /
Hoş bağ ile bostân olur / Bir dem gelir söyleyemez /Bir sözü şerh eyleyemez /Bir dem dilinden dür döker /Dertlilere dermân olur / Bir dem çıkar arş üzere / Bir dem iner taht-es-serâ / Bir dem sanasın katredir / Bir dem taşar ummân olur / Bir dem cehâletde kalır / Hiç nesneyi bilmez olur / Bir dem dalar hikmetlere / Câlînus u Lokmân olur / Bir dem dev olur yâ peri /
Vîrâneler olur yeri / Bir dem uçar Belkîs ile / Sultân-ı ins ü cân olur / Bir dem varır mescidlere / Yüz sürer anda yerlere / Bir dem varır deyre girer / İncil okur ruhbân olur / Bir dem gelir Îsâ gibi / Ölmüşleri diri kılar / Bir dem girer kibr evine / Fir'avn ile Hâmân olur / Bir dem döner Cebrâil'e / Rahmet saçar her mahfile / Bir dem gelir gümrâh olur / Miskin Yunus hayrân olur

Şu dizelerin üzerinde ne kadar durulsa azdır. Belki bu anlatım Hazreti Pir'in geçiş/uruc zamanlarıdır. İstikrar istikamet üzere oluştadır ama bu zahiren. Gerçekte yükselişlerde istikrar içinde istikrarsızlıklık vardır. ''Şüphesiz siz halden hale geçersinzi'' mealinin belkide bir açılımı bu mudur? Tefsire bakmak lazım.
Hazreti Mevlana bizim gibi dünya ehline ''canlı cenazeler'' dedi ve '' biz, ölüleri diriltmek için şu dünyaya konduk'' mealinde buyurdular. (Her aklıma gelen maziyi tam yazamıyacağım için mealen diyorum. İkide bir tam metni nasıldı dersem, konudan uzaklaştırıyor beni..Ayrıca yazım hatalarını kontrol etmeyi de hiç sevmiyorum )
Evet bir kere geliyoruz dünya sahnesinde rolümüzü oynamaya..Yalnızca bir kere..Ama çoğu kez burada anlamadan göçüp gidiyoruz. ''Allahım bana eşyanın hakikatini göster'' diye dua eden bir Peygamberin- selamların en güzeli O'na, ashabına, ehl-i beytine ve bu kutlu kervanın izinden gidenlere, bu dini bizlere temiz bir nakille tertemiz bir saygı ve alçak gönüllülükle ulaştıranlara olsun -ümmeti olarak ne eşyanın hakikatine kafa yorabildik nede ''anlamadan'' göçmek üzere oluşumuzn tasası ile ''ballar balını buldum, kovanım yağma olsun'' istiğrakına ulaşabildik..

Ey nefsim!

Kes gecenin bu saatinde edebiyat yapmayı!

''Kum ve enzir'' Kalk ve kendini '' herkes yarın için önden ne gönderdiğine baksın'' buyruğuna uy ve abdest al, iki rek'atle; insanların hem gündüz hemde gece uyuduğu mübareklere mübareklik getiren cum'a gecesi Rabbe boyun eğ, secde et!

Ama sen buna bir mazeret bulup, tefekkür en büyük ibadettir, deyip pcyi kapattıktan sonra sabah namazına kalkamayacaksın hemen uyu mazeretine sığınırsın!
Senden bir ömür çekmedeyim.Sana bir ''an'' çektirebildim mi acaba!

Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed..