şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Haziran 2011 Pazartesi

Sevgiler Neden Acıydı?


Anımsatmayan Sevgiler Neden Acıydı? Hakiki Sevgi “Sen” Olduğun İçin mi?
Sensiz Sevgilerin, Sana Getirmeyen Sevmelerin Kıymeti Olmadığı İçin mi?
Senin Dışında Sevilenler Tutsak Ettiği İçin mi? “Sevgi” Sensizken Adamlığını Kaybettiği İçin mi?
Sevgi Niye Vardı, Sana Getiren Yolları Daha Kolay Bulmak İçin mi?...

Bir Seni Sevmem Gerekirdi, Yıkılmaya Mahkûm Dünyada...
Bir Sana Koşmam Gerekirdi Hiç Düşünmeden... Telaşlarıma ve Sensizliği Benimseten Hayallerime Aldırmadan... Bir Senin Adını Yazmalıydım Yüreğime...
Yüreğimi Sahibine Teslim Etmeliydim Hiç Şüphe Etmeden...

Yüreğimin Sahibi Sendin, Sevgine Muhtaç Olan Bendim...
Seni Tenzih Ederek Buyurmalıydım Yüreğime... Nakış Nakış İşlemeli, Doymayı Bilmeden Seyretmeliydim Adını... Hatta, Seni Düşünmediğim Demlerde...
Sensizliğin Adı Ölüm Olmalıydı Gönül Hanemde...

Bir Sana Susamalıydım...
Bir Sana Yanmalıydım Yanmanın Hakkını Vererek ve Bir Sana Ölmeliydim Sevgimden...
Kalbim Her Atışında “Bir İsmin” Dolanmalıydı Dilime... Dilim Kalbimle Bir Olmalıydı ve Benim Yalnız “Sana” Olmalıydı Dönüşlerim...

Öyle Bir Yüreğim Olmalıydı ki, Amacını Unutmalıydı...
Öyle Bir Yüreğim Olmalıydı ki Mecnun Demeliydi Bana, Beni Görenler... Mecnunun Adı Yeniden Yankılanmalıydı...

Dağlar Yerinden Oynamalı, Toprak Hayretlere Kapılmalıydı, Ben
“HU!” Deyince... Yer Sarsılmalı, Kıyametler Kopmalıydı, Ben “HAY!” Deyince...

Yüreğim Yanık Kokmalıydı Sevgimden...
Adını Her Andığımda Unutmalıydım Kendimi ve Seni Unutturan Her Şeyi... Ben Böyle Sevmeliydim ve Böyle Ölüp Gitmeliydim.

Geri Dönmeliydi Kalbime Uğrayanlar...
Aşkın, Ashabı Kehf Gençlerini Anımsatmalıydı... Onları Görünce Korkudan Ürperenler, Benim Kalbime Yaklaşınca da Ürpermeliydi Ve Seslenmeden Çekip Gitmeliydiler...

Yalnız Yüreğim ve Yüreğimi Dolduran Sevgin Yetmeliydi Bana.
Kimseye İhtiyaç Duymadan, Vuslata Erinceye Dek Öylece Beklemeliydi…

İşte, Sevmek Böyle Olmalıydı, Peygamberane Bir Tavırla...
Ashabi Bir Usulle... Ben Böyle Sevmeliydim Seni... Ben Böyle Ölmeliydim Sende, Yeniden Dirilircesine...

Ayet Ayet Geçiyorsun İçimden, Susuyorum ve “Sana” Ait Olan Her Kelama Boyun Eğiyorum...
Seni Öven Cümleler Sıralanıyor Zihnimde... Seni Haykırıyor Her Hece ve Her Kelime...
Çaresiz Kalıyorum Varlığın Karşısında ve Yalana Açılan Tüm Sevgileri Deviriyorum Birer Birer...
Yırtıyorum, Karalıyorum Esir Eden Yapmacık Sevgileri,

Ağlıyorum Yeniden Beni Affetmen İçin...
Beni Kurtaramayan, Cehennemin Alevlerine Kendi Elleriyle Atan Sevgilere Sırtımı Dönüyorum...
Sensiz Olan Her Şeye Kapatıyorum Kapılarımı...

Sana Adım Atamayışlarım, Yüreğime Sarmayışlarım Utandırıyor Beni...
Yağmur Damlası Misali, Yere Düşürüyor Islak Bakışlarımı...
Şimdi, Suçlu Bir Çocuk Misali Kaçmak İstiyorum Kendimden...


Ey Rabb'im “Sana” Sevginden Yapılmış ve Sevgin Kokan Tevbeler Sunuyorum...

Yalvarıyorum Sana Du'a Du'a, Kurtarır mısın? Beni Sevgi Nedir Bilmeyen Cehennemlerden?

http://vakiseher.blogcu.com/

26 Mayıs 2011 Perşembe

Gözlerim..


Gözlerim..hüzün çeşmesi gözlerim,
Göremeden seni, geçti günlerim..

Gözlerim mahsun, gözlerim çok yorgun sevgilim

Ve gözlerim ilk önce akacak toprağa..!

Anneciğim

Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim!
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tüy gibi sal anneciğim!

Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardında yine gece var;
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!

Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış, çırpınmak için;
Bu kış yolculuk var, diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim!...

(1926)

Necip Fazıl Kısakürek

2 Mayıs 2011 Pazartesi

içimden geldi..


Velinin nazarı ruha şifa,
Evliyanın nefesi cana sefa
Onları rüyada görmek ne güzel
Pamuktan yumuşak ellerini öpmek ne nimet
Onların menkibelerini okuyup sürur bulmalı
İsimlerini tek tek sayıp ferahlamalı
Kimin canda sıkıntısı varsa
Hürmetle abdest alıp bunu yapsın
Dediğim gibi olmazsa
İşte ben kahrolayım
Aşk güneşi, ancak nankörlerin gönlüne ziyandır
Tasavvufa, mürşide müşrik diyen,
Bedbaht bir nasipsizdir, acıyın!

25 Kasım 2010 Perşembe

Herşey sende gizli

Herşey sende gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...

Can Yücel

8 Kasım 2010 Pazartesi

şimdi zaman hazana demirlemiş..



Artık hayat siyah-beyaz ve mat !
Renkler ölgün,
Gönül yorgun..
Şimdi zaman, hazana demirlemiş..
Yapraklarda sarının tonları,
Hüznün konfetileri gibi,
Saçılmışlar gönül ovama.
Sokaklar kan gölü, puslu, pusulu !
Sevgi, kalleşin bıçağında kurban!
İnsana saygı karaborsa,
Ehl-i sünnet garip ve devletsiz..!
Namert saltanatında,
Ahlak mı, çoktan sözlüklerde kaldı.
Ahir zaman bu işte, böyle bir şey
Ve bizler tam merkezinde,
Yaşadığımızı sanan canlı cenazeleriz!

25 Aralık 2009 Cuma

Büyük Randevu



Büyük randevu... Bilsem nerede, saat kaçta?
Tabutumun tahtası, bilsem hangi ağaçta?

Necip Fazıl Kısakürek


16 Ocak 2009 Cuma

Kahraman Filistin'li çocuk



Korkup, evlere saklanmıyorlar..

Yaşları dokuz, onyedi arası..Yahudi askeri korkudan zırhın içinde çişini yaparken, onlar mermilere yiğitçe taş atıyorlar..

Abilerinin şehadetleri umutlarını yok etmek yerine, onları kahpe siyoniste karşı biliyor..Şehitlik sırası için onlar sokaklarda, caddelerde mermilere taş atanlar..

Onlar Filistin'de, ümmetin ilk kıblesinin bekçileri..

Onlar oyunu öğrenemeden, cihadı öğrenenler..Onlar cennete uçmak için can atanlar..

Selam olsun sana Filistin'li yiğit..

Gazze'de taş taş üstünde kalmasa da, şehitler yüzbibleri bulsa da, sen hep galipsin..

Sana gıpta ile bakıyorum, sana acıyanlar hakikatte kendilerine acısınlar..

Selam sana, dualar sana..

29 Aralık 2008 Pazartesi

GAZZE, AH GAZZE… / Ebubekir Sifil


Küresel kriz var şimdi, extra acılarını ertele;
Düşme üstüne, üstüne füzeler yağan barakaların.
Nasılsa ucuz bir kandır akan, ellerini yıkarsın geçer,
Bir de kınama cümlesi kurarsın, hem vicdanın rahatlar…
Gazze'de bir çocuk,
Alnından yüzüne akan kanı silecek, elini hissetmiyor.
Dünya hissetmiyor, Gazze'de çocuklar ölüyor kocaman ölümlerle,
Gazze'de bir anne,
Göz pınarları kurumuş donmuş ruhumuza ağıtlar yakmaktan,
Bir eli koynunda, bir eli topraktadır Gazze'de annelerin
Yetim cenazeleri uğurlamaktan.
Gazze'de toprak doymuştur yiğit ölümlerine
Altında fidanlar, üstünde çınarlar yaşayan toprak;
Kadim canavarları dünyanın doymamıştır.
Ey Filistin,
Ey nebiler beldesi,
Kalkmıştır üstünden gölgesi
Ömer'in ve Selahaddin'in
Ve Abdülhamid-i Sani'nin,
Şimdi İshak yastadır ve İbrahim,
Nicedir akan İsmail'in kanıdır.
Ey Filistin,
Andolsun zamana,
İncire ve Zeytine ve Sinîn'e
Ve ince ince süzülerek Gazze'ye
Sabra'ya, Şatilla'ya, Cenîn'e
Akan kana andolsun,
Yazgın yazgımdır, yasın yeminim,
Hıyaneti tevil etmeyeceğim.
Ruhunu satlığa çıkarmışların,
Ve korkakların ve Allah'ı unutanların
Üstümüze boşalttığı utancı faş etmeden,
Tel'in etmeden zulmü,
Ruhumu teskin etmeyeceğim…
Ey Filistin,
İbrahim'in mehceri, Musa'nın hülyası,
Yuşa'dan beri işgal altındaki Filistin.
Halife Davud'un, mülkler sahibi Süleyman'ın
Ve Üzeyr'in ve Zekeriyya'nın ve Yahya'nın yurdu.
Sen ki bağrına nebiler gömerek bekleyendin;
"Ben gideyim ki O gelsin" demişti İsa,
Çevresi mübarek kılınmış mescidi,
O "En Uzak Mescid"i kalbimiz kadar yakın eden Mirac Sahibi'ni bekledin.
Geldi.
Yüzüne renk geldi dünyanın,
Su yürüdü damarlarına Zeytin Dağı'nın kadim ağaçlarının.
Elleri birleşti İsmail'le İshak'ın.
Nebiler Sultanı'nın işaretlediği
Zamana dek, Mesihler çağına dek
Bu direniş sürecek.
Ne zaman gök misafir
Yarım kalan evrensel şarkıyı tamamlayacak,
O zaman dinecek evrensel acımız,
Kılıç o zaman kınını tanıyacak.
(Milli Gazete - 29 Ocak 2008)

2 Mayıs 2008 Cuma

Söylesem Tesiri Yok, Sussam Gönül Razı Değil

Beyhude gamlanma divane gönül

Cümle alemin rızkını veren vardır

Yaptığın hatayı görmüyor sanma

Kalpte gizli en derin sırları bilen vardır
Mal-ı emlakım var deyu güvenme

Arkam var deyu dayanma

Sırt üstü insanı yere varan vardır
Beyhude gamlanma divane gönül

Cümle alemin rızkını veren vardır
Derdime vakıf değil canan

Beni handan bilir

Hakkı vardır şad olanlar

Herkesi şadan bilir
Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil

Çektiğim alamı bir ben birde Allah’ım bilir

Fuzuli

22 Nisan 2008 Salı

Gel

Gel
Sen’den arta kalan zamanlar tüketiliyor şimdi.
Sözler mânâsız, kimlikler kayıp, düşler korkulu…
Şehirlerin hengâmesinden kaçtım.
İçimde büyüyor yangın,
Gözlerim buğulu…
Zihnimde derin sancılarla,
Düşüncelerimdesin.
Takati yok kelimelerin Sen’i tarif etmeye
Aşk, Sen’sin;
Çöllerin sinesinden doğan umman da Sen…
Toprak, şereflenir ne zaman yürüsen.
Ahh… Sen!
Varlığıyla varlığımı bulduğum,
Yokluğunda kaybolduğum Sevgili!
Konuştun,
Sustu bütün heceler.
Ruhum sözlerinin aleviyle yıkandı.
Aşk dilimde kor iken,
Bir avuç küle döndüm.
Fırtına savurmadan,
Dört bir yana dağılmadan gel!

Vahşi’yi affeden yüreğinle sar
Erit damla damla bakışınla Yâr!
Katran gecelerin kâbusundan
Baykuşlar tünemesin gül dallarına.
Yağmursun, çöllere hayat verirsin,
Gelişinle can yürüsün damarlarıma.
Gel de kurtar.

Sen’inle güldü güneşin yüzü;
“Ay doğdu üzerimize Veda Tepelerinden”
Gel, tükensin içimde çoğalan sızı!
Kapısız hücrelerde bîçare bırakma.
Sana mahkûm et, hürriyetim ol, gel!
Ayrılık kelepçesini çıkar bileklerimden.
Gözyaşıyla kavrulan gözlerim vuslata kansın.
Bir kez göreyim çehreni,
Kalbim varlığına boyansın.

Gel!
Bombaların gölgesinde minareler suskun.
Seccadelere kapanmış yığınla ceset.
Gel de değişsin bu çirkin resim!
Zulmün saltanatı yıkılsın.
Cemre düşsün toprağına
Ölümden buz kesilmiş şehirlerin.
Vicdanlar dirilsin, tahta çıksın adalet.
Saniyeler durmadan,
Bebekler yok olmadan gel!

Sine-çâk, avare, sessiz…
Böyle geçti asırlar Sensiz Sevgili!
Parçalandık, kaybettik özümüzü.
Kin büyüttük kalbimizde,
Unuttuk sözümüzü.
Dualar ve secdeler saf kaldı yalnız,
Bekliyoruz, huzuru için insanlığın,
Yer yeniden sarsılmadan,
Bizim için.
Gel!

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed

Kevser Yenel / Sızıntı

6 Nisan 2008 Pazar

Senden Öncesi



Benim yazmadığım bir yazıyı, pazar keyfi babında burada şiir kısmına iliştireyim dedim. Yazarını da bilmiyorum, bilen birinin yolu düşerse lütfen yoruma yada maille bildirirse, eklerim.

Düşünüyorum da; bir bakıma senden öncesi yok gibi bir şey.Çünkü senden önceki yıllar, sana hazırladı beni. Senden önce tanıdığım kişiler, seni bulduğum zaman değerini daha iyi anlayabilmem için birer sebepten başka bir şey değillerdi. Sensiz anılarım seninle geçen bir günün anısı yanında o kadar kuru ve cılız ki!Uzun yıllar amansız bir oluşun içinde çalkalanıp durdum. Bir trendim; küçücük istasyonlardan geçtim, sonunda sana varmak için..Bir gemiydim; irili ufaklı limanlara uğradım, bir gün senin limanına gelmek için. Bir yoldum; nice insanlar çiğnedi beni.. Şimdi ayaklarının temasındaki hazzı daha iyi anlıyorum. Bir kitaptım; beni okudular, fakat anlayan çıkmadıYıllarca seni bekledi sayfalarım, okuyasın diye.. Dudaklarının değdiği her yerde bir ölümsüzlük ateşinin yanacağına inandığım için.
Tut ki bir kum çölündeydim, kızgın bir güneşin altında susuzluktan çatladı dudaklarım.Şimdi senin dupduru kaynağına eğilip su içerken varlığının paha biçilmezdeğerini daha iyi anlıyorum.Yokluğunu bu kadar derinden tatmasaydım, varlığının eşsiz anlamına varamazdım.Tut ki yıllarca süren bir geceydi senden öncesi. Güneşsiz aysız, yıldızsız bir gökyüzüydü.Kupkuru bir eski deniz kalıntısıydı. Çekilmiş bir nehir yatağıydı. Senden önce bir gün seni bulmak ümidiydi beni yaşatan.Tohumun yeşermek için yağmuru, çiçeğin açmak için güneşi beklediği gibi bekledim seni.Nasıl bir nehir denize kavuşmak için uzak mesafelerden çağlaya çağlaya gelirse; işte ben de öyle geldim senin denizlerine. Senden öncesi uzun, uğultulu bir arayıştı, kudurmuş bir çalkantıydı.Yokluğun öyle bir uçurumdu ki; yeryüzündeki bütün uçurumları uç uca eklesek, yokluğunun yanında bir nokta gibi kalırdı. Bütün girdaplar bir araya gelse; varlığının derinliğine yaklaşamaz şimdi. Senden önceki yıllardan sana kendimi getiriyorum.Yokluğunu tatmış, her yerde seni bir rüzgarcasına aramış ve vahşi, büyük bir nehircesine sana koşmuş bir ben var şimdi karşında. Arındım bütün kötülüklerden, sana geldim.Seni yarınlara götüreceğim, gel; yaşanmamış zamanlara, erişilmemiş hazlara götüreceğim seni.İnan ki ne senden öncesi vardı, ne de benden öncesi.

26 Mart 2008 Çarşamba

Unutma..!



Ne çok ağır yükün ey omzum..!
Botswana’yı,Brundi’yi,Kongo’yu,Lesoto’yu bilir misin sen..?
Moritus’lu çocukları, Ace’li dedeleri, Arakan’lı nineleri..
Moğol kızlarını, Keşmir’in yetimlerini..
Sibirya’nın yoksul delikanlılarını..
Un bulamacıyla, toza bulanmış yüzleri..!
Sen de o ülkelerden birinde..
Mesela, İngusetya’da, Çad’da yırtık elbiseli, un bulamacından aş,
Hayvanların içtiği dereden su getiren bir kadının oğulcazı,
Radyo bile tanımamış, oyuncak bebek görmemiş kızı olabilirdin!
Açlıktan, hastalıklardan kırılanlar zincirinde bir halka..
Kemikleri sayılan, kaburgası üzerinde canlı bir iskelet değilsen eğer,
Seni Yaratan oralarda sınamadığı,
Ama seni Yaratan burada onları unutmamakla,
Yardım elini cömertçe uzatma rolü biçtiği,
Resimlerine baktığında, sıcacık yatağına yattığında,
Onlar için hıçkırıklarla ağlaman, dua etmen için..
Onlar için sana gelenlere, sen gitmediğin halde,
‘’Ver’’ diyenlere vermen, sofrandaki çeşitleri azaltman,
Onlar için arttırman,
Omzundaki insanlık sorumluluğunu sıcak yuvanda..
İdrak edip vermen için, onlara verilmeyenlerin;
Senin elde ettiklerini sandığın, aslında sana kolayca verilenleri,
Onlara iade etmen için,
Yarın hesap gününde, utanmaman için
Sen, buradasın,
Onlarsa, unutma..
Senin omzunda! 30.11.2007